Tamam, şimdi bu çocukların hepsinin olduğu, gerçekçi olabilecek güzel bir hikâye yazıyorum.
Bir zamanlar, güneşli bir mahallede altı yakın arkadaş yaşarmış:
Asmin, Defne, Eylül, Beren, Mina ve Güneş.
Defne’nin saçları sarıymış, güneş gibi parlıyormuş.
Asmin, Eylül ve Güneş ise azıcık esmermiş; tenleri hafif koyu, çok yakışıyormuş onlara.
Beren ile Mina da çok az esmer, azıcık da kumralmış; saçları kahverenginin güzel bir tonundaymış.
Bu altı arkadaş her gün okuldan sonra aynı parka giderlermiş.
Bir gün parkta oynarken, yerde eski bir harita bulmuşlar. Haritanın üzerinde küçük bir ağaç resmi ve yanına da “Sürpriz burada!” yazıyormuş.
Asmin: “Bence bu bir hazine haritası!” demiş.
Eylül heyecanlanmış: “Hadi takip edelim!”
Hep birlikte haritaya bakmışlar.
Haritada, parkın ortasındaki büyük çınar ağacı işaretliymiş.
Defne, sarı saçları rüzgârda uçuşurken:
“Belki de gömülü bir kutu vardır,” demiş.
Beren ile Mina, ağacın etrafını dolaşmış. Mina:
“Burada bir şey parlıyor!” diye bağırmış.
Güneş hemen yanına koşmuş, hafif esmer yüzü merakla parlıyormuş:
“Bu küçük teneke bir kutu!” demiş.
Kutuyu birlikte açmışlar. İçinden altın değil ama daha güzel bir şey çıkmış:
Renkli kalemler, küçük bir defter ve bir not:
“Bu deftere birlikte hayallerinizi yazın, en büyük hazine dostluktur.”
Altı arkadaş birbirine bakmış ve gülümsemiş.
Asmin demiş ki: “En güzel hazine gerçekten bizmişiz.”
O günden sonra, defteri sırayla eve götürmüşler.
Her biri içine bir hayalini yazmış, küçük resimler çizmişler.
Defter doldukça arkadaşlıkları da daha güçlü olmuş.
İşte Asmin, Defne, Eylül, Beren, Mina ve Güneş’in gerçek gibi olabilecek, sıcacık dostluk hikâyesi böyleymiş.
İsterseniz, bu hikâyenin devamını da yazabiliriz.
Bu sefer ne macera yaşasınlar? Siz söylemek ister misiniz?