Türkistan'da Kurulan İlk Türk Devletleri ve Medeniyetimize Katkıları
Bu not, Türkistan'da kurulan ilk Türk devletlerinin tarihini, yönetim yapısını, askeri özelliklerini, sosyal ve ekonomik yaşamını, sanat anlayışını ve dini inançlarını ayrıntılı bir şekilde ele almaktadır.
1. Türkistan Neresidir?
Türkistan, tarihte bilinen ilk Türk devletlerinin kurulduğu, Türklerin anayurdu olarak kabul edilen geniş bir bölgedir. Coğrafi olarak Asya kıtasının ortasında yer alır ve doğal sınırlar ile çevrilidir:
- Kuzeyde: Sibirya düzlükleri
- Batıda: Hazar Denizi'nin bulunduğu bölge
- Güneyde: Himalaya ve Hindikuş Dağları
- Doğuda: Altay Dağları
Türkistan kelimesi, "Türklerin yaşadığı ülke/bölge" anlamına gelir ve günümüzde Orta Asya olarak bilinen bölgelerin büyük bir kısmını kapsar.
2. Türkistan'da Kurulan İlk Türk Devletleri
Türkistan coğrafyasında Asya Hun Devleti, Göktürkler (Birinci ve İkinci Göktürkler) ve Uygurlar gibi önemli Türk devletleri hüküm sürmüştür.
A. Asya Hun Devleti
- Kuruluş ve Önem: Tarihte bilinen ilk Türk devletidir. Bu bilgi, Türk tarihinin başlangıç noktasını belirlemesi açısından kritik öneme sahiptir.
- Kurucu: Teoman tarafından kurulmuştur.
- Başkent: Ötüken (Kutlu şehir olarak da anılır).
- En Parlak Dönem: Teoman'ın oğlu Metehan dönemidir. Metehan tüm Türk boylarını bir araya getirerek siyasi birliği sağlamıştır.
- Çin Politikası: Metehan, Çin'i ele geçirmek yerine sadece vergiye bağlamıştır. Bu stratejik kararın nedeni, Çinlilerin kalabalık nüfusunun Türkleri asimile etme (kimliklerini ve kültürlerini kaybetme) riskini taşımasıydı.
- Yıkılış: Devlet, Çinlilerin iç karışıklık politikaları ve taht kavgalarını körüklemesi sonucu zayıflayarak yıkılmıştır.
Metehan'ın Çin'i tamamen fethetmemesi, zayıflık değil, Türk kültürünü ve kimliğini koruma amaçlı stratejik bir karardı. Çin'in kalabalık nüfusunun Türkleri zamanla kendine benzetme (asimile etme) riski büyüktü.
B. Köktürk Devleti (I. ve II. Köktürk)
I. Köktürk Devleti
- Kuruluş: 552 yılında Bumin Kağan tarafından kurulmuştur.
- Başkent: Yine Ötüken olmuştur.
- Önemi: Türk adını resmî olarak kullanan ilk Türk devletidir. Bu, Türk kimliğinin tarihte ilk kez devlet adı olarak yer bulması açısından önemlidir.
- En Parlak Dönem: Mukan Kağan zamanında yaşanmıştır.
- Ekonomik Güç: İpek Yolu'na hakim olarak ticareti kontrol etmişlerdir.
- Yıkılış: Devlet bir süre sonra ikiye ayrılarak zayıflamış ve Çin egemenliğine girmiştir.
II. Köktürk Devleti (Kutluk Devleti)
- Kuruluş: Çin esaretinden sonra 50 yıllık bir Çin hegemonyası sona erdirilerek Kutluk Kağan tarafından kurulmuştur. Kutluk Kağan, bağımsızlık mücadelesindeki başarısı nedeniyle "İlteriş" (derleyen, toplayan, birleştiren) unvanını almıştır.
- Yönetim: Kutluk Kağan'ın oğlu Bilge Kağan, kardeşi Kültigin ve vezir Tonyukuk'la birlikte devleti güçlendirmiştir. Bu dönemde devlette ikili yönetim anlayışı görülür (devletin doğu ve batı olarak ikiye ayrılarak genellikle iki kardeş tarafından yönetilmesi).
- Yıkılış: Uygurlar tarafından yıkılmıştır.
İkili Yönetim: Eski Türk devletlerinde devleti genellikle Kağan'ın kendisi ve Kağan'ın kardeşi veya oğlu birlikte yönetirdi. Örneğin, devletin doğu kanadını Kağan, batı kanadını ise "Yabgu" unvanıyla Kağan'ın kardeşi yönetirdi. Bu, Türk cihan hakimiyeti anlayışının ve geniş toprakları yönetme zorunluluğunun bir sonucuydu.
C. Uygur Devleti
- Kuruluş: 744 yılında Kutluk Bilge Kül Kağan tarafından kurulmuştur.
- Başkent: Karabalasagun (Ordu Balık).
- En Parlak Dönem: Bögü Kağan zamanında yaşanmıştır.
- Hayat Tarzındaki Değişim: Bögü Kağan zamanında Uygurlar Maniheizm dinini benimsemişlerdir.
- Maniheizm, hayvansal gıda tüketimini yasakladığı için hayvancılık yapmaya devam etmek zorlaşmıştır.
- Bu durum, Türklerin genellikle göçebe olarak sürdürdüğü hayat tarzını değiştirerek yerleşik hayata geçmelerine neden olmuştur.
- Yerleşik hayata geçişle birlikte tarım önem kazanmış, şehirler inşa edilmiş ve mimari ile sanat anlayışları da değişmiştir.
Uygurların Maniheizm'i kabul etmesi, Türk tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu değişim, geleneksel göçebe yaşam tarzından yerleşik hayata geçişi hızlandırmış ve kültürel, sosyal ve ekonomik yapıda derin değişikliklere yol açmıştır.
3. Kültür ve Medeniyet
A. Yazılı Kaynaklar ve Destanlar
- Genel Durum: Konar-göçer yaşam tarzı nedeniyle ilk Türk devletlerinde çok fazla yazılı eser bırakılmamıştır. Türk tarihi hakkındaki ilk bilgiler genellikle Çin ve diğer komşu devletlerin kaynaklarından elde edilir.
- İlk Yazılı Eser: Türk tarihinin ilk yazılı eseri Orhun Kitabeleri'dir.
- II. Köktürk Devleti döneminde dikilmiştir.
- Bilge Kağan, Kültigin ve Vezir Tonyukuk adına dikilen bu taşlar, Türk milletine öğütler ve devletin geçmişini anlatır.
- Destanlar: Türkler hakkında bilgi edinmemizi sağlayan önemli sözlü kaynaklardır, daha sonra yazıya geçirilmişlerdir:
- Asya Hunları: Oğuz Kağan Destanı
- Göktürkler: Bozkurt ve Ergenekon Destanları
- Uygurlar: Göç ve Türeyiş Destanları
B. Yönetim Yapısı
- Yönetim Şekli: Genellikle tek kişilik yönetim anlayışı vardı. Devleti yöneten kişiye Han, Hakan veya Kağan unvanları verilirdi.
- Veraset Sistemi: Yönetim babadan oğula geçerdi. Bu durum taht kavgalarına yol açabilirdi.
- Hatun'un Rolü: Kağan'ın eşi olan Hatun, devlet yönetiminde söz sahibiydi. Bu, eski Türk toplumlarında kadınların önemli bir konumda olduğunu gösterir.
- Kurultay (Toy): Devlet işlerinin görüşüldüğü bir meclistir.
- Başkanı: Kağan'dır.
- Katılımcılar: Kağan'ın eşi (Hatun), boy beyleri ve devletin ileri gelenleri katılırdı.
- Yetki: Kurultay bir danışma meclisiydi. Son karar Kaan'a aitti, Kaan bu meclisi fikir almak için kullanırdı.
Kurultay, Türklerde demokratik bir yapıya işaret etmese de, Kağan'ın tek başına karar vermeden önce devletin ileri gelenlerinin görüşlerini alması açısından önemlidir.
- Kut Anlayışı: Eski Türk devletlerinde yönetim hakkının (iktidarın) Gök Tanrı tarafından verildiğine inanılırdı. Bu inanış, Kağan'ın otoritesini güçlendirir ve onun halk üzerindeki etkisini artırırdı.
C. Askeri Yapı
- Savaşçı Nitelik: Türkistan coğrafyasının korunaklı olmaması ve sürekli mücadele gerektirmesi nedeniyle Türkler doğuştan savaşçı bir yapıya sahipti.
- Ordu Özellikleri:
- Milli Ordu: Paralı askerlik sistemi yoktu. "Her Türk asker doğar" anlayışı hakimdi; gerektiğinde kadın, erkek, çocuk herkes orduya katılırdı.
- Daimi Ordu: Her zaman savaşa hazır daimi ordular bulunurdu.
- Atlı Askerler (Süvariler): Türk ordusunun ana gücünü atlı birlikler oluştururdu. Bu, savaşlarda hızlı hareket etme ve manevra kabiliyeti sağlardı.
- Onlu Sistem (Onluk Sistem): Tarihin en önemli askeri buluşlarından biridir.
- Kurucusu: Asya Hun Devleti hükümdarı Metehan tarafından icat edilmiştir.
- Yapısı: Ordu 10, 100, 1000 ve 10.000 kişilik gruplara ayrılır. Başlarında onbaşı, yüzbaşı, binbaşı ve tümenbaşı gibi rütbeli komutanlar bulunurdu.
- Önemi: Bu sistem, günümüzde dünya ordularının çoğunda hala kullanılmaktadır.
- Savaş Aletleri: Atın yanı sıra ok, kılıç, kalkan, yay gibi aletler yaygın olarak kullanılırdı.
- Savaş Taktikleri (Hilal / Turan Taktiği): Düşmanı yanıltma üzerine kuruludur.
- Uygulanışı: Savaş sırasında sahte bir geri çekilme yapılarak düşman çember içine alınır ve imha edilirdi.
- Önemi: Türkler bu taktik sayesinde birçok önemli zafer kazanmıştır.
Onlu sistem, modern ordu yapısında hala kullanılır. Bir tabur veya alay gibi birliklerin belirli sayılardaki askerlerden oluşması ve bu birliklerin başında komutanların bulunması, Metehan'ın onlu sistem mantığının devamıdır.
D. Sosyal Hayat ve Hukuk
- Sosyal Hayatı Etkileyen Faktörler:
- Coğrafi Yapı: Türkistan'ın dağlık, soğuk ve iklimi sert coğrafyası.
- Töre: Yazılı olmayan ancak herkesin uymak zorunda olduğu kurallar bütünü. Kağan bile töreye uymak zorundaydı.
- Geçim Kaynağı: Temel geçim kaynağı hayvancılıktı.
- Yaşam Tarzı: Hayvanlara otlak bulma ihtiyacı nedeniyle Türkler konar-göçer bir yaşam sürerlerdi. Bu durum evler yerine çadırlarda yaşamalarına neden olurdu.
- Toplumsal Yapı (Sıralama):
- Oguş: Aile (toplumun en küçük birimi)
- Uruk: Sülale
- Boy: Aşiret
- Budun: Millet
- İl: Devlet
Töre, kanunname gibi yazılı metinler değildi. Nesilden nesile aktarılan, toplumun kabul ettiği ve yaşam biçimini düzenleyen yazısız kurallardı. Yazılı olmasa da herkes için bağlayıcıydı.
E. Sanat
- Konar-Göçerliğin Etkisi: Türkler konar-göçer oldukları için sanat eserlerinde taşınabilir eşyaları tercih etmişlerdir. Büyük ve sabit mimari yapılar Uygurlara kadar yaygın değildi.
- Sanat Dalları:
- Tahta Oymacılığı: Ahşap işçiliği önemliydi.
- Maden İşlemeciliği: Altın, gümüş gibi madenler işlenerek kemer tokaları, süs eşyaları yapılırdı. Genellikle hayvan figürleri kullanılırdı (Hayvan Üslubu).
- Heykelcilik (Balballar): Balballar, eski Türklerde ölen savaşçıların mezar taşlarına dikilen, öldürdükleri düşman sayısı kadar taştan yapılmış heykellerdi. Bu heykeller, öbür dünyada ölen kişiye hizmet edeceklerine inanıldığı için dikilirdi.
- Uygurlarla Değişim: Yerleşik hayata geçişleriyle birlikte Uygurlarda mimari (ev, kale, tapınak yapımı) ve resim sanatı gelişmiştir. Duvar resimleri ve minyatürler önemli hale gelmiştir.
Pazırık Kurganı'ndan çıkarılan halı ve altın kemer tokaları, eski Türklerde maden işlemeciliği ve dokumacılık sanatının ne kadar gelişmiş olduğunun somut örnekleridir. Bu eserler, aynı zamanda at motifleri gibi hayvan figürlerini de bolca içerir.
4. Ekonomik Hayat
- Ana Geçim Kaynağı: Coğrafi koşullar ve konar-göçer yaşam tarzı nedeniyle en önemli ekonomik faaliyet hayvancılık idi. Özellikle at ve koyun gibi hayvanlar beslenirdi.
- Diğer Faaliyetler: Hayvancılığın yanı sıra tarım (özellikle Uygurlarla birlikte), ticaret (İpek Yolu'nu kontrol ederek) ve madencilik de önemli ekonomik faaliyetler arasındaydı.
5. Din ve İnanç
- Gök Tanrı İnancı: Uygurlara kadar olan Türk devletlerinde tek tanrılı Gök Tanrı inancı hakimdi. Tanrı'nın gökte olduğuna inanılır ve ona kurbanlar adanırdı.
- Maniheizm: Uygurlarla birlikte Maniheizm gibi farklı dinler benimsenmiştir. Maniheizm'in kabulü, Uygurların hayat tarzını ve kültürünü derinden etkilemiştir.
- Kurgan ve Ahiret İnancı: Eski Türklerdeki mezarlara Kurgan denirdi. Ölen kişiler eşyalarıyla birlikte Kurganlara gömülürdü. Bu durum, Türklerde ölümden sonraki yaşama yani ahiret inancına sahip olduklarını gösterir. Eşyaların öteki dünyada kullanılacağına inanılırdı.
Kurganlarda kişisel eşyaların bulunması, Türklerin sadece maddi değil, ruhani bir dünyaya da inandıklarının güçlü bir göstergesidir.